Et mi, Balık mı, Tavuk mu?

Çarşı tıklım tıklım; Gençlerbirliği maçı için gereksiz kalabalık bir ortam oluşmuş. Gündüz maçına hasret kalmış taraftar, çarşıyı da stadı da doldurmuş. Fakat bundan bihaber bir takım, bir teknik direktör ve bir yönetici ordusu var. Hâlâ yayıncı kuruluşa bir şeyler söylüyorlar. Halbuki oraya gelene kadar çözülmesi gereken milyonlarca sorun, kocaman bir açıklama bekleyen milyonlar var.

Ne Oynadık ki Ne Bekliyoruz

Sahada ne bir plan var ne bir ruh. Topa sahip olmakla oyun kurmak arasındaki farkı hâlâ çözememiş bir takım, tribünleri dolduran binlerce insanın ne beklediğini anlamıyor. Beklentimiz büyük değil aslında; sadece mücadele, sadece aidiyet. Ama ne oynadığımız belli değilken, neyi beklediğimiz de muamma. Taraftar sabırlı, ama sabır da bir yere kadar.

Yine miskin, ruhsuz, temposuz bir oyun. Dünkü ilk yarı tam anlamıyla bir çöp. İlk yarıda oynanan oyun kabul edilebilir bir seviyede bile değil. Oysa sen iki sezondur ligde dominasyon kurmuş, şampiyon olmuşsundur ve hafta içi çok önemli bir Şampiyonlar Ligi maçın vardır. Rotasyon yapmışsındır. Zaten ikinci yarı yıldızlarım girer, ikinci viteste bu maçı alırım dersin. İşte o özgüvenin sonucu böyle bir oyun çıkar ortaya.

Fakat Beşiktaş ne iki senedir şampiyon, ne de o özgüvenin “Ö”sü var. O zaman böyle temposuz, pasif bir oyunu oynayamazsın. Bu takım sahaya çıkıp güç gösterisi yapmalıydı. Bu kadro kalitesi, teknik-taktik açıklamalarla geçiştirilemez. Bu takım buradan takır takır top oynayıp, farklı kazanmalıydı. 

“Daha da kötüye gidemeyiz” dediğimiz noktadan her geçen gün daha da kötüye gidiyoruz. Bunun temel sebebi: plansızlık ve nabza göre şerbet vermek. Şu anda bu sezonu PAF takımıyla oynasak, puan olarak bundan daha kötü bir durumda olmazdık; hatta finansal açıdan daha iyi bile olabilirdik. Artık biraz külahları önümüze koyup düşünmenin zamanı geldi.

Yazarın Notu: 

Serdal Adalı başkan olurken “Kaybedecek bir dakikamız yok” dedi ve Sergen Yalçın’ı getireceğini açıkladı. Sergen Yalçın kabul etmeyince, Solskjær ile anlaştı. Ardından dünyaca ünlü scoutlarla bir yapı kurdu. “Avrupa’dan elenmeseydik, ona göre futbolcular getirecektik” dedi ama elenince “Geleceği inşa edeceğiz” mesajını verdi. Yazın, “Rakiplerimizden geri kalamayız. Yıldız alacağız, kesinlikle” dedi ve Orkun ile Tammy’i aldı ama gerisi gelmedi. Transfer sezonu neredeyse biterken Sergen Yalçın ile anlaştı. Sergen Hoca ise “Scout ekibi çalışmamış, +2’yi bile dolduramadık” dedi.

Balık baştan koktu anlayacağınız. Çelişkiler içindeki hamleler ve eylemler gırla. İşin kötüsü, tek alternatifimiz Fikret Orman gibi duruyor ve o gelse de eskilerden bir şey olmuyor. Bu tecrübeyle sabit. Bizim önce et mi, tavuk mu, balık mı olmamız gerektiğine karar vermemiz gerekiyor.

Etsek, parayı bastırıp Galatasaray ve Fenerbahçe gibi transferler yapmamız lazım—burası net. Balıksak, daha çok Shakhtar gibi güzel bir düzen kurup biraz sabırla orta vadede işi götürebiliriz. Bunu daha önce iki kez yaptık, iki efsane dönem yaşadık.

Fakat buradan görüyoruz ki biz tavuk olacağız gibi. Bazen büyük transferler, bazen ve çoğu zaman vasata razı olunan “bir şey olur mu?” dediğimiz potansiyel isimler. Ne şiş yansın ne kebap.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kan, Ter, Gözyaşı: Baskı, Hücum ve Dominasyon

Deveye Sormuşlar Neden Boynun Eğri Diye

Siyah Beyaz Bir Aşk Hikayesi