Yalancı Bahar
21.30’da Dolmabahçe’de ilk düdük çaldığında, takım adeta aç kartallar gibi sahaya yayılıyor.
Bir İngiliz takımı edasıyla hücum presi yapıyor; gol atıyor, gol kaçırıyor. Tribünler coşkulu: “Şampiyon Beşiktaş!” sesleri gökyüzüne karışıyor.
İnönü’de, bir Ağustos akşamının bahara göz kırptığı gecede, herkes nisanları mayısları yaşarken, 20. dakikadan sonra birden fırtına kopuyor; kara kış geri geliyor.
Ama 65. dakikadan itibaren yeniden güneş doğuyor. Sahada umut, tribünde tutku... Ve 90+6’da gelen gol, her şeyi tamamlıyor.
Rafa: Hücumda İkinci Forvet, Baskıda Orta Saha
Mevcut takım mühendisliğinde Rafa, Beşiktaş için bir lüks konumuna düşüyor. Orta sahaya yerleştirildiğinde, savunma merkezindeki denge bozuluyor. Çift forvetli bir düzen oynamadığımız için kanada kaydırıldığında ise bu kez kanat savunmasında açıklar göze çarpıyor. Özellikle sol kanatta, Rafa’nın bulunduğu bölgeden çok sayıda atak yiyoruz. Hücumda katkı sağlasa da, savunma geçişlerinde takımın yapısını zorluyor.
Teknik ekip, yerleşik savunmada akıllıca bir hamle yaparak baskıyı artırmak için Mario’yu 4-3-3 sisteminde sol forvet pozisyonuna yerleştirdi. Bu düzen, ilk 20 dakikada müthiş bir baskı ve açlık getirdi. Takım, kendi kimliğini yeniden bulmuş gibiydi; o toksik yapıdan sıyrılmış, adeta bir Anka kuşu gibi küllerinden doğacağının sinyallerini veriyordu.
Ancak 20. dakikadan sonra, tıpkı St. Patrick’s maçında olduğu gibi, biraz hakem yönetiminin etkisi, biraz da takımın kırılgan yapısı nedeniyle Beşiktaş yeniden eforsuz, isteksiz ve miskin bir görüntüye büründü.
Özellikle 20 ile 65. dakikalar arasında Eyüpspor’un hücumları sağdan sola yön değiştirerek gelmeye başladı. Bu süreçte Emirhan, tek başına o kanadı savunmakta yetersiz kaldı. Aşırı efor nedeniyle ikinci yarının ortalarına doğru sakatlanması da bu yükün bir sonucu oldu.
Bu periyot Beşiktaş için adeta bir kâbustu. Belki de küme düşecek rakibi, kendi çapında Beşiktaş’ı adeta sirküle etti.
Özellikle Ndidi’nin çıkışı ve Demir Ege’nin oyuna girişiyle, 65–70. dakikadan sonra hücum genişlik kazandı ve Beşiktaş’ın baskısı yeniden hissedilir hale geldi.
Takım burada akıllıca bir hamle yaptı: elindeki kanat oyuncularının sınırlı yeteneklerini dengelemek için görece daha kaliteli orta saha oyuncularını kullanarak, özellikle orta sahanın göbeğinden ve kanatlardan içeri kat ederek birçok pozisyon üretti.
Rafa dışında elit bir bitiriciye sahip olunmadığı için bu pozisyonların çoğu değerlendirilemedi. Ancak Rafa’nın duruma isyan eden vuruşuyla Beşiktaş, maçı kazanmayı bildi.
Bu galibiyet önemliydi. Sevgili arkadaşım Kenan’ın da dediği gibi, takım özgüven sorunu yaşıyor ve galibiyet geldikçe belki bu sorun azalacak. Bu noktada onunla tamamen hemfikirim.
Beşiktaş’ın maç kazanma yolları dört ana başlıkta toplanabilir:
Oyun kalitesiyle,
Oyuncu kalitesiyle,
Her ikisinin birleşimiyle,
Ya da saha dışı faktörleri arkasına alarak.
Şu anda oyuncu kalitesinden söz etmek pek mümkün değil. Saha dışı faktörler ise Başkanlık ve yöneticilik makamlarının düşünmesi gereken konular.
Oyun kalitesi açısından ise gördük ki, iyi oynanan 45 dakikalık bölüm bize yalancı bir bahar esintisi sundu.
Baskıyı Real Madrid, Barcelona, Manchester City gibi takımlar bile 90 dakika sürdüremiyor. Ancak baskının düştüğü ikinci 45 dakikalık bölümde Beşiktaş’a adeta kışı yaşattı.
Bu kadar sert düşüşler yaşamamak ve daha çok “bahar” görmek için takımın daha istikrarlı ve daha az kırılgan olması gerekiyor.
Yazarın Notu:
Demir Ege dün net bir şekilde gösterdi ki artık hücumun bir parçası. İster 6 numara oynasın, ister 8; oyunun ileri yönündeki katkısı belirgin şekilde hissediliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder