İzahı Olmayan Şeyin Mizahı Olur

Dün Dolmabahçe’de bıkkın bir kalabalık vardı. Statta yer yer geniş boşluklar göze çarpıyordu. Sahadaki oyuncular ise taraftardan daha bıkkın gibiydi; sanki üzerlerinde ölü toprağı varmışçasına sahadaydılar. Halbuki kendilerini görkemli bir galibiyetle taraftara affettirme fırsatları varken, zoru başarıp umutsuzluk çukuruna bir taş daha attılar.

Takım, Hoca ve Yönetim

Yönetimin bazı kararları ve izlediği "fırsat transferlerini ucuza alma" yaklaşımı nedeniyle, takımın kadro yapılanması rakiplerine kıyasla oldukça eksik ve geride kaldı.

Ancak dün sahada ortaya çıkan manzara, ne transfer politikasıyla, ne taktikle, ne de takım kalitesiyle açıklanabilecek bir durumdu.

Dünün izah edilecek bir tarafı yoktu.

Futbolcular savruk, isteksiz ve lakayttı.

Teknik kadro ise karar vermekten aciz, alternatif üretemez bir haldeydi.

Sahada ne bir taktik ne de bir disiplin vardı.

Yönetim, rakiplerle yarışmak için yıldız transferlerinin peşinde koşuyor.

En basitinden, sahada faul yapıp rakibi durdurmak ya da “Kule gibi bir forvetimiz var, bari ortalayalım” diyen bile yok.

Takım komada. Tepki veren kimse yok.

Yönetim acil kararlar almalı ve bir şeyler düzeltilmeli.

Artık hoca da kredisini tüketiyor, hatta tüketti.

Hoca için, her ne kadar transferlerin beklenmesi gerektiğini söylesem de, dün sahaya 11 tane taraftar çıksaydı zaten ancak bu kadar futbol oynanırdı.

İzahı Olmayan Şeyin Mizahı Olur

Dün yaşananların bir açıklaması yok.

Beşiktaş, tıpkı Türkiye gibi, her geçen gün biraz daha Karadeniz fıkrasına — hatta çoğu zaman bir Nasreddin Hoca fıkrasına — dönüşüyor.

Vasat altılık artık bizim için bir yaşam biçimi hâline geldi.

Yol yakınken, zararın neresinden dönülse kârdır.

Şenol Güneş’in dediği gibi, bulunduğumuz çukur sandığımız kadar derin değil; ama tutmak istediğimiz ip her geçen gün daha da kısalıyor. Yeni ip atan da yok.

Elimize geçen fırsatları da hunharca harcıyoruz — tıpkı ocak ve yaz transfer dönemlerinde olduğu gibi.

Galatasaray’ı tamamen taklit edemeyiz; edenlerin durumu ortada. Ama Galatasaray’dan mutlaka, ama mutlaka hızlı ve doğru karar alma mekanizmasını kendimize uyarlamalıyız.

O zaman bizim “derin sandığımız o çukur” bir anda kısalacak ya da o “kısa ip” birden uzayacak.

Bunu daha önce yaptık, tekrar yapabiliriz.

Akıl, akıl, akıl… Bu üç şey gerçekten gerekli.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kan, Ter, Gözyaşı: Baskı, Hücum ve Dominasyon

Deveye Sormuşlar Neden Boynun Eğri Diye

Siyah Beyaz Bir Aşk Hikayesi