Deveye Sormuşlar Neden Boynun Eğri Diye

Çarşı tıklım tıklım dolu. Ağaçlı yolda iğne atsan yere düşmeyecek gibi. Herkesin üzerinde siyah beyaz formalar var. Bütün Beşiktaşlılar tek bir ağızdan marşlar ve şarkılar söylüyor. Oradan Beşiktaş taraftarı olmayan biri, “Beşiktaş şampiyonluk havasına girmiş,” diyor. İnsanlar, umutları için tutunacak bir dal bulmuş ve bu umut çığ gibi büyüyor — ta ki maçta Beşiktaş’ın ilk atağına kadar. Her şey bembeyazken, yavaş yavaş kapkara olmaya başlıyor. Oysa bütün Beşiktaşlılar griden açık bir tona razıyken...

Kadrolar ve Taktik:

Kadrolar açıklandığında görüldü ki, Muçi'nin yerine Svensson oynuyor. Aslında, Svensson'u üçüncü stoper olarak kullanıp, hücumda daha defansif bir 3-5-2 varyasyonu ile orta sahayı kalabalık tutmak mümkündü. Böylece, gerektiğinde sağ stoperi sağ beke çekebilecek bir organizasyonla daha agresif bir oyun planı uygulanabilirdi.

Fakat ilk yarının ortalarında bir aut atışında belli oldu ki, Orkun ile Demir Ege çift 6 numara, Gedson ise sol açıkta oynadığı bir taktik düzen hakim. Takım, 4-2-3-1 taktiğiyle sahada yer alıyordu.


Aslında bakıldığında, bu taktik düzen saha parselizasyonu açısından daha efektif; her oyuncunun belirli alanlarda savunma yapmasını sağlayan bir yapı sunuyor. Fakat oyuncu tercihlerine bakıldığında, temposuz Demir Ege ile temel özellikleri ofansif bir 8 numara olan Orkun’a 6 numara görevini vermek ve tüm oyunu temposuyla sürükleyebilecek, final pas ve vuruş özelliği sorunlu olan Gedson’u sol kanada koyarak çoğu pozisyonda Juresek’le üst üste bindirmek ne kadar mantıklı, teknik ekibin bunu ciddi şekilde düşünmesi gerekiyor.

Bu diziliş ve taktikle, özellikle sol kanat ağırlıklı olmak üzere maç boyunca çok fazla atak yedik. Özellikle 1. ve 4. goller, soldan içeri kıvrılarak atılan ve neredeyse birbirinin karbon kopyası olan pozisyonlardan geldi.
 

Taktikten Önce Akıl ve Ruh mu? 

Aslında şut, topa sahip olma, atılan korner ve beklenen gol gibi istatistiklere bakıldığında, maçın başa baş geçtiği ve Beşiktaş’ın şanssız olduğu düşünülebilir. Fakat sağdaki görüntü bu verileri adeta yalanlıyor. İkinci yarının ortasında Shakhtar, kompakt bir dizilişle orta alanı tamamen kapattı. Sevgili arkadaşım Ceyhun’un deyimiyle, adeta bir Atlético Madrid stereotipi gibi sadece pas kanallarını kapatarak savunma yaptı.

Beşiktaş ise eski usul bir anlayışla takımın boyunu genişleti ama ceza sahası sanki yasak bölgeymiş gibi kimse oraya girmiyor; Shakhtar’ın blokları arasına oyuncu sokulmadan, sadece Shakhtarlı oyuncuları yarım hilal şeklinde çevreleyerek bir sağa bir sola pas yapılıyordu. Yani tam anlamıyla “al gülüm ver gülüm” — Shakhtar için adeta aktif dinlenme. Herhangi bir akın yönü değiştirme ya da bloklar arasına oyuncu sokma teşebbüsü bile yoktu.

Taktiksel anlamda geri kalabilirsiniz; bu kabul edilebilir. Ancak mücadele, ısrar ve ruh olarak geri kalmak, sizi kağıt üzerindeki eksiklerden çok daha geride gösterir. Bu kadroda belki bazı yetenek eksiklikleri olabilir, ama mücadele eksikliği ya da akıl eksikliği kabul edilemez. Orkun, Rafa, Demir Ege ve Kartal Kayra gibi oyuncular oyuna akıl koyamadı; hatta teşebbüs bile etmediler. Deneyip başaramamış olsalar bile bu bir artı olurdu. Ama bütün futbolcular sahada sanki 'bu sıcakta maç mı olur, bitsin de evimize gidip klimaya girelim' havasındaydılar.


Deve ve Boyun

Beşiktaş’ın sorunu sadece futbolcu kalitesiyle açıklanabilecek bir durum değil. Daha zayıf kadrolarla çok daha iyi oyunlar oynandığını, hatta şampiyonluğun kıl payı kaçırıldığını gördük. Bu kadro, örneğin Samsunspor’un kadrosundan geri değil. Sorun, Beşiktaş’ta topyekûn bir mental yapı, vizyon ve istek eksikliği var. Bu yapıya uymayan kim varsa — yöneticisinden malzemecisine kadar — gitmeli ve yerine bu vizyona uygun insanlar gelmeli.

Beşiktaş’ın sorunu tek boyutlu değil; birçok katmanı var. Deveye sormuşlar, ‘Neden boynun eğri?’ diye. Deve de demiş ki, ‘Nerem doğru ki?’ Beşiktaş da şu an o misalde.

Yazarın Notu:
Fikret Orman gelmeden önce de karanlık dönemlerden geçtik. Ama bir adam çıktı, kafayı taktı ve ortaya vizyon koydu. Güzel günler gördük. Şimdi de bize, kafayı takacak ve vizyon koyacak birisi lazım. Bu bir başkan olabilir, bir teknik direktör olabilir ya da basketbolda Nedim Yücel’in yaptığı gibi bir sportif direktör olabilir. Ama şart olan şey, vizyon ve kararlılık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kan, Ter, Gözyaşı: Baskı, Hücum ve Dominasyon

Siyah Beyaz Bir Aşk Hikayesi

Alice Harikalar Diyarında Beşiktaş Değil